Bu Blogda Ara

Pazartesi, Nisan 20, 2009

gel

bana çölünle gel
kupkuruluğun ıssızlığın
beyazlığınla gel
ben suyumu bulurum
bana çirkin sözlerle gel
ipeksi yanını kendim bulurum
sivriliğini evde bırakmadan
küfürlerini eksik etmeden gel
hem bütün gözlerinle gel
yalnız saçlarınla değil kemiklerinle
taze dudakların kadar
küflü yanlarınla gel
yanılgılarınla gel, utançların
o çocuk tarafın ve aldanışların
tüm şımarıklığınla gel
üstünü çıkarmadan gel hem
hiçbirşeyi örtmeden
soyunmanı parmaklarıma bırak
giy hem en kirli çamaşırlarını
ve en telaşlı anlarını
belli dengesizce sevişeceğiz
daha da kirleneceğiz belli
terleyerek gel, istersen koş
en kendi kokunla gel
iliğine kadar gel acıktım
iştahını kabart da gel
ve saklama hiçbir rengini
kıpkırmızılığın malumum
bir tarafın var turuncu
görünmese de siyah bir yanın
ve adın kadar beyazsın
boyanmadan gel utançsız
kapatmadan desenlerini
hala çıplakken şehvetin
ayışığına tutun da gel
bütün dudaklarınla gel
kaşlarını çat çatacaksan
bana dişlerini ver
hırçın veya sakin sevişelim
kaçak gözlerinle gel
beyninde kıymık gibi bilirsin beni
ben de titrediğini bilirim
gel bana tokadınla gel
kanayarak öpüşelim
çölde beyaz bir çiçek
dikeninle, kokunla
gel bütün ...lğnle gel*


**


* isim yazacak değilim
** tarih verecek değilim

Perşembe, Mart 26, 2009

beklersen olabilir

biraz bekle belki birşeyler olur
daha kaldırımlar yeni yeni döşeniyor
ah benim çirkinim, daha vakit var
güneş her zamankinden ağır yürüyor
yırtığım, yüzü kirlim, ah benim zillim
bir kırıklık peydah oluyor senden
yüzün hızlı hızlı eskiyor görüyorum
avucum saç kırıklarınla dolu
gözlerin kırık kırık parlıyor
kırığım benim, edepsizim, şımarığım
bende darmadağın soluğun duruyor
ve yarım yamalak yaşanmışlığın
hep bu kırık kırıklığın
ya perde arkası, ya hasır altı
doğru düzgün dile getirilmemiş
geçip gidivermiş anlar duruyor
yüzün hızlı hızlı eskiyor görüyorum

***

kalbin miden gibi sancıyor biliyorum
kendini sindiremiyorsun
midene oturmuş sade pilavın
ne içeceğini kestiremiyorsun
en az benim kadar maskelisin
izbe tiyatrolara takılıyorsun
cebin ellerini ısıtmıyor
aldırmazlığıma da sığınamıyorsun
saklanamıyorsun gülüşünün arkasına da
buzlandıkça buzlanıyorsun biliyorum
gittikçe tuzlu geliyor dudakların
hiç uçuk yemediğin anlaşılıyor
titreyişin beni eğlendiriyor
ama delirme çirkinim
ama bekle yırtığım hele biraz dur
belki birşeyler olur

Pazartesi, Mart 09, 2009

isimsiz yazmalar II

I

bir kapının başucunda bekliyordu
dizlerine bir gülümseme yatırmış
saçlarını okşuyordu
sessizce köpüren kadın
damlalar dökülüyordu
bilinmezdi belki görünmezdi
gölgesi vardı dansediyordu
yalnızlıkla oynaşıyordu
kadeh kadeh dökülüyordu
sesszice köpüren kadın
kendi kendini içiyordu
dizlerine bir gülümseme yatırmış
kendi öpücüklerini fotoğraflamış
yanakları titreyen kadın
tırnaklarından maskeler takınmış
köpüklerine boyanmış
kendi yastığını kendi dikiyordu
avuç avuçtu sevinmeleri
sessizce köpüren kadın
bardakları dolup dolup boşalmış
sancılarını bir dikişte bitiriyordu

***

II

burada geçip gitmeyen birşey var
akrep ve yelkovanı donduran birşey
gözlerini tutuklayan
dudaklarını zincirleyen
acımasızlığı şeytanlarımı kahreder
kalan ömrünü götürdüğü yer
bir dakikalık bir zindan
burada geçip gitmeyen birşey var
gürültülü haşin birşey
kulakları sağır eden
çığlık çığlığa bir karanlık
doğum sancısı gibi birşey
bol küfürlü bir şarkı söyletir insana
tırmalatır tırmalatır
gırtlağına çöker zebani misali
burada geçip gitmeyen birşey var

***

III

beni gözlerine yasla
dizlerin çok uzak yetişemem
dokunmasam olmayacak bilmiyorsun
kabuğum çatlayacak
az uz gidemeyeceğim sonra
yanağına yatırsan da olur
belki diyecek kadar bir zaman
terim soğuyana dek
şafak bağıra çağıra gelmeden
beni gözlerine yasla

***

IV

bir kediydi ve ıpıslaktı
şimdi ne kadar yaşlandı
bir kuytusu vardı sıcak
cafcaflı bir çatı altı
rengarenk yün yumakları
bol şekerli pastorize süt
kırık mı kırık kaburgalar
kuş tüyleri kanlı
bir parça ciğer
bir güneş yanığı gibi bir parça
kahverengisi koyu bir keder
üzerinde ardarda silgi izleri
kıvranmıştı bir kalabalığın köşesine
tırnaklarını yalıyordu ıpıslaktı
topuklarını işittim aç gibiydi
sokaklar daha da açtı
kaç bu köşelerden kedicik dedim
kaçmadı ıpıslaktı

Cumartesi, Şubat 28, 2009

gölgeli kız

gölgeli kız, sisli dumanlı kız
gözlerimi okşuyor simsiyahlığın
yorgun duvarlara yaslanıyorsun
bulvarda tütüyor yürüyüşün
ardında bir is bırakıyorsun
sisler yükseliyor içine daldığın
gölgeli kız, sisli dumanlı kız
gözlerimi okşuyor simsiyahlığın

beklemiş beklemişsin yol kenarında
belki ılıman bir iklimdi aradığın
bir türkü donakalmış dudaklarında
yanağında yağmur damlaları kırgın
şemsiyeni almadan çıkmış sokağa
koluna girmişsin ıslanmışlığın
gölgeli kız, sisli dumanlı kız
gözlerimi okşuyor simsiyahlığın

gölgeli kız güneşe uzatsan elini
baharını sandıktan çıkarmaz mısın
portakal çiçekleri açarsın belki
dolgun bir gülücük takınmalısın
korkma düşürmezsin geceliğini
korkma hala siyah kalırsın
gölgeli kız, sisli dumanlı kız
gözlerimi okşuyor simsiyahlığın

Çarşamba, Şubat 18, 2009

hayat.cpp

dahil et: şiiri, şarkıyı ve besteyi
dahil et: toz tutmuş sözleri üfürerek
dahil et: ne bulduysan ne dokunduysa yüreğine
dahil et: ak sakallı cümleleri dahil et

nesne: insan (ki neleri alır bilinmez){
insan bir duyuş , insan bir duruş;
insan ki oturakalmış yol kenarında;
insan bir nehri koklayıştır;// ki akıp geçen zaman dedikleri olur buna
insan bir seyrediş, bir hayret
insan bir varoluş ama bilemeyiş kendini;
elleri ve yürekleri olan
//elleri yüreğinden uzanan
//yüreğini elleriyle sunan kimi zaman
gülmesi ve ağlaması var kitaplıklarda tanımlı;
herşey gibi ebeveyninden devralmış
insanlığını;
insan, insan işte;
}


eylem:sev(){
damdan düşer gibi sev neyi seveceksen;
terazide tartmaya kalkma sakın;
korkma;
bilince bal gibi bilirsin
sevdiğini, sevildiğini;
sevdikçe aydınlanırsın
sevgili bir aydır;
//ki sevme güneşi ışıldatır
sevmesen ne anlarsın yaşadığından
sevmesen neye yaradı dilin
sev, hakkını ver ana sütünün;
sev;
çevir: öpüşünü, okşayışını,
çevir sevmekten tat almayı;
}




main(allah bilir){

tanımla: bir insan nihayetinde ben ben dediğin
tanımla: ailen can damarın, evin

tanımla: dostların omuzları dağ gibi insanlar

tanımla: sevgili tılsımı yaşamaktaki tadın keskinliğinin


nefes aldıkça{
taşıyacaksın, taşıyacaksın yaşamanın yükünü;
ve güleceksin;

ve ağlayacaksın;

bileceksin can yakmayı da, gönül yapmayı da;

bileceksin el uzatmayı, el açmamayı;

bileceksin serseri mayınlar vurdukça

bileceksin ayakta durmayı dimdik;

öğreneceksin hep yıkıldıkça;

dinle>>insanı ve evreni;
dinle>>yaşamı açık yüreklilikle;
dinle>>yargılamadan hemen>>acele etme;
dinle>>yüreğinle dinle;

ağlarken{
bir tohum gibi dök toprağa gözyaşlarını;

bir orman büyüt kederinden;
söyle<
söyle<
<
}

gülerken{

neşen bir bahçe olsun meyvelendir gülüşünle;

yoksullara aç kapını;

gülerken tarlaları şenlendir

tanrının rahmeti gibi gül gülerken;

}


eğer (yorulduysan, tutulduysa soluğun) {

sarıl sevdiklerine;

sarıl dostlarına ve ailene;

hatırlamaya ve vefaya sarıl;

sevmeye sarıl;

}


değilse{

yine sev, yine sarıl;

sev(dostlarını);

sev(aileni);

sev(sevmeye değenleri);}


ve söyle<

sımsıkı tut özgürlüğünü;

özgür ol

hiçbir bağlanıştan korkmayacak kadar;

özgür ol


açık tut avuçlarını;

açık tut gözlerini, kulaklarını;

vicdanından başka kilit takma diline;

söyle<
<

}


ve gün gelecek tükenecek satırların;

o gün

çevir ruhunu bütün saflığıyla;

çevir adam gibi bir hayat çevir;

}

Perşembe, Şubat 12, 2009

Sensizlik

sensizlikle başbaşayım bir başımayım
saatlerin zikzak çizdiği bir gece bu
duvarların çatladığı çatımın aktığı
sobamda mektuplar yanık
geçmiş yanık bugün yanık ben yanık
öyle bir gece bu
öyle kaşları çatık
ucunda hayırsız bir sabah bekler
ufkun kapısını tıklatan güneş
haber verir bir başka sensizliği
sensizlikle başbaşayım bir başımayım

zaten ne olursa sensizlikten olur
bu sensizlik gelir penceremi kırar
kapımı kilitler ekmeğimi çalar
sensizlik cüzdanımda delik
defterimde kokan fotoğraf
kucağımda işgalci sensizlik
kapıyı çalmadan gelir
çocuklarımı döver ağlatır
utanmadan telefonumu kullanır
zaten ne olursa sensizlikten olur

kimbilir kaç kadının adı sensizlik
dudaklarında namussuz bir umut
sensizlik gözlerinde kahpece parlar
yanakları alev alır
sensizlik gögüslerinde bir köpük
bu teselli emzirişi habersiz
bacakları sensizlik denizi ıpıslak
saçları sensizlik kokar
kimbilir kaç kadının adı sensizlik

meydanlarda sensizlik diz boyudur
kepenkler kapanır çocuklar taş toplar
sensizlik köşebaşlarında dikili bayrak
kaldırımlarda yatırır insanı
evlerin yolu bile unutulur
dondurur geceyi ve şehri
dondurur rüyaları bile dondurur
uyandırır dipsiz uykulardan
sensizlik ıslak kedileri bile korkutur
kaçırır kuytulardan
meydanlarda sensizlik diz boyudur

sensizlik her gece koynuma girer
kolları boynuma dolalı her akşam
boş bırakmaz dudaklarımı
sırtıma tırnak izleri bırakır
sensizlik yanağımda ter
başı omuzlarımda ağlar sabahları
çünkü sensizlik de mahzun sensizlikten
zaten ne olursa sensizlikten olur
kolları kelepçeli kucağıma düşer
tutkulu aşığım belalım sadık sevgilim
sensizlik her gece koynuma girer