ve hala söylememeliyim...
ama öyle bir his var içimde
tam tersi çığlık atan
avucumdaki sessizlik yemini
alev alacak neredeyse seziyorum
birazdan birşeyler küle dönecek
doğum izi sürmekte bebeklerimiz
ellerin şafak vaktini bekler
sabaha dek sürer şiirin suskunluğu
en fazla sabaha kadar
Bu Blogda Ara
Cumartesi, Kasım 14, 2009
Cuma, Mayıs 29, 2009
vesikalık
vesikalık konuşuyoruz
vesikalık
vesikalık cümlelerimiz
kelimelerimiz hep kravatlı
saçlarını taramışız aklımızdakilerin
hisleri ütülü gömleklerle örtülü
onca şıklığın ardında kaybolmuş
boyalı potinleri giyinmiş hevesli
ama bir o kadar çekingen
bir o kadar suskun, şaşkın
vesikalık duruşumuz,
yutkunarak yaşıyoruz
şimdi öyle uzaklarda kaldı ki,
öyle gözlerimizin ardında,
kabuğuna çekilmiş, tedirgin bekleşir,
gülüşümüz, ağlayışımız..
vesikalık bakınıyoruz..
rafa kaldırmışız herşeyimizi
nasıl yorulmuşsak artık
mecalsiz kucaklaşmalarımız öyle
şuradan şuraya koşamıyoruz
terlemeden yaşama derdi edinmiş
fiyakası bozulmasın diye telaşlı
mahcup, geçirmiş sırtına kibarlığını
vesikalık yürüyoruz..
pijamalarımız yırtılmış
ve annelerimizin elleri kadar kayıp
dikiş iğnelerimiz..
kimbilir nerede düşürdük bunca şeyi
nerede kaygısız kahkahalarımız,
yapraklarımızın yeşilliği nerede,
tuzlu çöreğin tadı,
şafak vaktinin erkenliği,
kokusu birşeyleri sevmenin,
bir uçurtmaya bile sevinmez mi insan
gülemiyoruz
ağlayamıyoruz da
vesikalık yaşıyoruz..
vesikalık...
vesikalık
vesikalık cümlelerimiz
kelimelerimiz hep kravatlı
saçlarını taramışız aklımızdakilerin
hisleri ütülü gömleklerle örtülü
onca şıklığın ardında kaybolmuş
boyalı potinleri giyinmiş hevesli
ama bir o kadar çekingen
bir o kadar suskun, şaşkın
vesikalık duruşumuz,
yutkunarak yaşıyoruz
şimdi öyle uzaklarda kaldı ki,
öyle gözlerimizin ardında,
kabuğuna çekilmiş, tedirgin bekleşir,
gülüşümüz, ağlayışımız..
vesikalık bakınıyoruz..
rafa kaldırmışız herşeyimizi
nasıl yorulmuşsak artık
mecalsiz kucaklaşmalarımız öyle
şuradan şuraya koşamıyoruz
terlemeden yaşama derdi edinmiş
fiyakası bozulmasın diye telaşlı
mahcup, geçirmiş sırtına kibarlığını
vesikalık yürüyoruz..
pijamalarımız yırtılmış
ve annelerimizin elleri kadar kayıp
dikiş iğnelerimiz..
kimbilir nerede düşürdük bunca şeyi
nerede kaygısız kahkahalarımız,
yapraklarımızın yeşilliği nerede,
tuzlu çöreğin tadı,
şafak vaktinin erkenliği,
kokusu birşeyleri sevmenin,
bir uçurtmaya bile sevinmez mi insan
gülemiyoruz
ağlayamıyoruz da
vesikalık yaşıyoruz..
vesikalık...
Pazartesi, Mayıs 18, 2009
mavilerim
bunlar benim mavilerim
cebimde kalmış şeyler işte
belirsiz mırıldandığım dualar
gece uykumun tutmaması
bulutları birşeye benzetişim
hiç görmediğim okyanusun düşü
avuçlarıma damlar zaman zaman
bunlar benim mavilerim
tuhaf şeyler hatırlamak bazen
birşeyler sezivermek biryerlerde
tuhaf tuhaf duraksamak
rahatsız düşler kurgulamak
çenemin düşmesi kimi zaman
sessizlik koyulaştırır bunun rengini
bir de karakalemle okşamak anılarımı
dokunurcasına çizmek, sevişircesine..
kurşun kalemin o rüyaları..
alışılmadık akrostişler bulmak sonra
güzel isimlere tutulmak
damaktan yazmak şiirlerimi
bunlar benim mavilerim
beni bu maviler konuşturur
karnımı doyuran bu maviler
iki adım yürüyemezdim bunlar olmasa
geceleri erken gelirdi uykum
kimbilir nerede sızıp kalırdım
olmasa bunlar, bu maviler,
bunlar benim mavilerim
kırmızım da onun içinde hem
sarıyı da maviye sarıp sakladım
beyazla hep eleleler zaten
turuncuyla hep sarmaş dolaş
yeşille kardeş gibiler
mavi olmasa tüm renklerim kaybolur
siyah bile kalmaz geriye..
olmasa mavilerim..
okuyup başucuma koyduğum mavilerim
sabahları sırtıma alıverdiğim
kahvaltıda çayıma kattığım mavilerim
beni bu maviler kucaklayacak hep
ekmeğimi bu mavilere saracağım
yüzümü onlarla yıkayacağım
onlarla güleceğim yine
üstüme örteceğim hava soğudu mu
koştukça mavi terleyeceğim
mavi, alnımın teri..
mavi, ilham perisiyle öpüşmeler..
arada bir içimin sıkılması bile..
iştahım, açlığım.. tutkum..
kırmızı yanlarımın bile dili mavi
kavgam, savaşım, mücadelem
mavi yumruğumun rengi
yensem de yenilsem de aynı renk
özlemelerim, beklentilerim, umutlarım..
yaşamak mavi be kardeşim
cebimde kalmış şeyler işte
belirsiz mırıldandığım dualar
gece uykumun tutmaması
bulutları birşeye benzetişim
hiç görmediğim okyanusun düşü
avuçlarıma damlar zaman zaman
bunlar benim mavilerim
tuhaf şeyler hatırlamak bazen
birşeyler sezivermek biryerlerde
tuhaf tuhaf duraksamak
rahatsız düşler kurgulamak
çenemin düşmesi kimi zaman
sessizlik koyulaştırır bunun rengini
bir de karakalemle okşamak anılarımı
dokunurcasına çizmek, sevişircesine..
kurşun kalemin o rüyaları..
alışılmadık akrostişler bulmak sonra
güzel isimlere tutulmak
damaktan yazmak şiirlerimi
bunlar benim mavilerim
beni bu maviler konuşturur
karnımı doyuran bu maviler
iki adım yürüyemezdim bunlar olmasa
geceleri erken gelirdi uykum
kimbilir nerede sızıp kalırdım
olmasa bunlar, bu maviler,
bunlar benim mavilerim
kırmızım da onun içinde hem
sarıyı da maviye sarıp sakladım
beyazla hep eleleler zaten
turuncuyla hep sarmaş dolaş
yeşille kardeş gibiler
mavi olmasa tüm renklerim kaybolur
siyah bile kalmaz geriye..
olmasa mavilerim..
okuyup başucuma koyduğum mavilerim
sabahları sırtıma alıverdiğim
kahvaltıda çayıma kattığım mavilerim
beni bu maviler kucaklayacak hep
ekmeğimi bu mavilere saracağım
yüzümü onlarla yıkayacağım
onlarla güleceğim yine
üstüme örteceğim hava soğudu mu
koştukça mavi terleyeceğim
mavi, alnımın teri..
mavi, ilham perisiyle öpüşmeler..
arada bir içimin sıkılması bile..
iştahım, açlığım.. tutkum..
kırmızı yanlarımın bile dili mavi
kavgam, savaşım, mücadelem
mavi yumruğumun rengi
yensem de yenilsem de aynı renk
özlemelerim, beklentilerim, umutlarım..
yaşamak mavi be kardeşim
Pazartesi, Nisan 20, 2009
gel
bana çölünle gel
kupkuruluğun ıssızlığın
beyazlığınla gel
ben suyumu bulurum
bana çirkin sözlerle gel
ipeksi yanını kendim bulurum
sivriliğini evde bırakmadan
küfürlerini eksik etmeden gel
hem bütün gözlerinle gel
yalnız saçlarınla değil kemiklerinle
taze dudakların kadar
küflü yanlarınla gel
yanılgılarınla gel, utançların
o çocuk tarafın ve aldanışların
tüm şımarıklığınla gel
üstünü çıkarmadan gel hem
hiçbirşeyi örtmeden
soyunmanı parmaklarıma bırak
giy hem en kirli çamaşırlarını
ve en telaşlı anlarını
belli dengesizce sevişeceğiz
daha da kirleneceğiz belli
terleyerek gel, istersen koş
en kendi kokunla gel
iliğine kadar gel acıktım
iştahını kabart da gel
ve saklama hiçbir rengini
kıpkırmızılığın malumum
bir tarafın var turuncu
görünmese de siyah bir yanın
ve adın kadar beyazsın
boyanmadan gel utançsız
kapatmadan desenlerini
hala çıplakken şehvetin
ayışığına tutun da gel
bütün dudaklarınla gel
kaşlarını çat çatacaksan
bana dişlerini ver
hırçın veya sakin sevişelim
kaçak gözlerinle gel
beyninde kıymık gibi bilirsin beni
ben de titrediğini bilirim
gel bana tokadınla gel
kanayarak öpüşelim
çölde beyaz bir çiçek
dikeninle, kokunla
gel bütün ...lğnle gel*
**
* isim yazacak değilim
** tarih verecek değilim
kupkuruluğun ıssızlığın
beyazlığınla gel
ben suyumu bulurum
bana çirkin sözlerle gel
ipeksi yanını kendim bulurum
sivriliğini evde bırakmadan
küfürlerini eksik etmeden gel
hem bütün gözlerinle gel
yalnız saçlarınla değil kemiklerinle
taze dudakların kadar
küflü yanlarınla gel
yanılgılarınla gel, utançların
o çocuk tarafın ve aldanışların
tüm şımarıklığınla gel
üstünü çıkarmadan gel hem
hiçbirşeyi örtmeden
soyunmanı parmaklarıma bırak
giy hem en kirli çamaşırlarını
ve en telaşlı anlarını
belli dengesizce sevişeceğiz
daha da kirleneceğiz belli
terleyerek gel, istersen koş
en kendi kokunla gel
iliğine kadar gel acıktım
iştahını kabart da gel
ve saklama hiçbir rengini
kıpkırmızılığın malumum
bir tarafın var turuncu
görünmese de siyah bir yanın
ve adın kadar beyazsın
boyanmadan gel utançsız
kapatmadan desenlerini
hala çıplakken şehvetin
ayışığına tutun da gel
bütün dudaklarınla gel
kaşlarını çat çatacaksan
bana dişlerini ver
hırçın veya sakin sevişelim
kaçak gözlerinle gel
beyninde kıymık gibi bilirsin beni
ben de titrediğini bilirim
gel bana tokadınla gel
kanayarak öpüşelim
çölde beyaz bir çiçek
dikeninle, kokunla
gel bütün ...lğnle gel*
**
* isim yazacak değilim
** tarih verecek değilim
Perşembe, Mart 26, 2009
beklersen olabilir
biraz bekle belki birşeyler olur
daha kaldırımlar yeni yeni döşeniyor
ah benim çirkinim, daha vakit var
güneş her zamankinden ağır yürüyor
yırtığım, yüzü kirlim, ah benim zillim
bir kırıklık peydah oluyor senden
yüzün hızlı hızlı eskiyor görüyorum
avucum saç kırıklarınla dolu
gözlerin kırık kırık parlıyor
kırığım benim, edepsizim, şımarığım
bende darmadağın soluğun duruyor
ve yarım yamalak yaşanmışlığın
hep bu kırık kırıklığın
ya perde arkası, ya hasır altı
doğru düzgün dile getirilmemiş
geçip gidivermiş anlar duruyor
yüzün hızlı hızlı eskiyor görüyorum
***
kalbin miden gibi sancıyor biliyorum
kendini sindiremiyorsun
midene oturmuş sade pilavın
ne içeceğini kestiremiyorsun
en az benim kadar maskelisin
izbe tiyatrolara takılıyorsun
cebin ellerini ısıtmıyor
aldırmazlığıma da sığınamıyorsun
saklanamıyorsun gülüşünün arkasına da
buzlandıkça buzlanıyorsun biliyorum
gittikçe tuzlu geliyor dudakların
hiç uçuk yemediğin anlaşılıyor
titreyişin beni eğlendiriyor
ama delirme çirkinim
ama bekle yırtığım hele biraz dur
belki birşeyler olur
daha kaldırımlar yeni yeni döşeniyor
ah benim çirkinim, daha vakit var
güneş her zamankinden ağır yürüyor
yırtığım, yüzü kirlim, ah benim zillim
bir kırıklık peydah oluyor senden
yüzün hızlı hızlı eskiyor görüyorum
avucum saç kırıklarınla dolu
gözlerin kırık kırık parlıyor
kırığım benim, edepsizim, şımarığım
bende darmadağın soluğun duruyor
ve yarım yamalak yaşanmışlığın
hep bu kırık kırıklığın
ya perde arkası, ya hasır altı
doğru düzgün dile getirilmemiş
geçip gidivermiş anlar duruyor
yüzün hızlı hızlı eskiyor görüyorum
***
kalbin miden gibi sancıyor biliyorum
kendini sindiremiyorsun
midene oturmuş sade pilavın
ne içeceğini kestiremiyorsun
en az benim kadar maskelisin
izbe tiyatrolara takılıyorsun
cebin ellerini ısıtmıyor
aldırmazlığıma da sığınamıyorsun
saklanamıyorsun gülüşünün arkasına da
buzlandıkça buzlanıyorsun biliyorum
gittikçe tuzlu geliyor dudakların
hiç uçuk yemediğin anlaşılıyor
titreyişin beni eğlendiriyor
ama delirme çirkinim
ama bekle yırtığım hele biraz dur
belki birşeyler olur
Pazartesi, Mart 09, 2009
isimsiz yazmalar II
I
bir kapının başucunda bekliyordu
dizlerine bir gülümseme yatırmış
saçlarını okşuyordu
sessizce köpüren kadın
damlalar dökülüyordu
bilinmezdi belki görünmezdi
gölgesi vardı dansediyordu
yalnızlıkla oynaşıyordu
kadeh kadeh dökülüyordu
sesszice köpüren kadın
kendi kendini içiyordu
dizlerine bir gülümseme yatırmış
kendi öpücüklerini fotoğraflamış
yanakları titreyen kadın
tırnaklarından maskeler takınmış
köpüklerine boyanmış
kendi yastığını kendi dikiyordu
avuç avuçtu sevinmeleri
sessizce köpüren kadın
bardakları dolup dolup boşalmış
sancılarını bir dikişte bitiriyordu
***
II
burada geçip gitmeyen birşey var
akrep ve yelkovanı donduran birşey
gözlerini tutuklayan
dudaklarını zincirleyen
acımasızlığı şeytanlarımı kahreder
kalan ömrünü götürdüğü yer
bir dakikalık bir zindan
burada geçip gitmeyen birşey var
gürültülü haşin birşey
kulakları sağır eden
çığlık çığlığa bir karanlık
doğum sancısı gibi birşey
bol küfürlü bir şarkı söyletir insana
tırmalatır tırmalatır
gırtlağına çöker zebani misali
burada geçip gitmeyen birşey var
***
III
beni gözlerine yasla
dizlerin çok uzak yetişemem
dokunmasam olmayacak bilmiyorsun
kabuğum çatlayacak
az uz gidemeyeceğim sonra
yanağına yatırsan da olur
belki diyecek kadar bir zaman
terim soğuyana dek
şafak bağıra çağıra gelmeden
beni gözlerine yasla
***
IV
bir kediydi ve ıpıslaktı
şimdi ne kadar yaşlandı
bir kuytusu vardı sıcak
cafcaflı bir çatı altı
rengarenk yün yumakları
bol şekerli pastorize süt
kırık mı kırık kaburgalar
kuş tüyleri kanlı
bir parça ciğer
bir güneş yanığı gibi bir parça
kahverengisi koyu bir keder
üzerinde ardarda silgi izleri
kıvranmıştı bir kalabalığın köşesine
tırnaklarını yalıyordu ıpıslaktı
topuklarını işittim aç gibiydi
sokaklar daha da açtı
kaç bu köşelerden kedicik dedim
kaçmadı ıpıslaktı
bir kapının başucunda bekliyordu
dizlerine bir gülümseme yatırmış
saçlarını okşuyordu
sessizce köpüren kadın
damlalar dökülüyordu
bilinmezdi belki görünmezdi
gölgesi vardı dansediyordu
yalnızlıkla oynaşıyordu
kadeh kadeh dökülüyordu
sesszice köpüren kadın
kendi kendini içiyordu
dizlerine bir gülümseme yatırmış
kendi öpücüklerini fotoğraflamış
yanakları titreyen kadın
tırnaklarından maskeler takınmış
köpüklerine boyanmış
kendi yastığını kendi dikiyordu
avuç avuçtu sevinmeleri
sessizce köpüren kadın
bardakları dolup dolup boşalmış
sancılarını bir dikişte bitiriyordu
***
II
burada geçip gitmeyen birşey var
akrep ve yelkovanı donduran birşey
gözlerini tutuklayan
dudaklarını zincirleyen
acımasızlığı şeytanlarımı kahreder
kalan ömrünü götürdüğü yer
bir dakikalık bir zindan
burada geçip gitmeyen birşey var
gürültülü haşin birşey
kulakları sağır eden
çığlık çığlığa bir karanlık
doğum sancısı gibi birşey
bol küfürlü bir şarkı söyletir insana
tırmalatır tırmalatır
gırtlağına çöker zebani misali
burada geçip gitmeyen birşey var
***
III
beni gözlerine yasla
dizlerin çok uzak yetişemem
dokunmasam olmayacak bilmiyorsun
kabuğum çatlayacak
az uz gidemeyeceğim sonra
yanağına yatırsan da olur
belki diyecek kadar bir zaman
terim soğuyana dek
şafak bağıra çağıra gelmeden
beni gözlerine yasla
***
IV
bir kediydi ve ıpıslaktı
şimdi ne kadar yaşlandı
bir kuytusu vardı sıcak
cafcaflı bir çatı altı
rengarenk yün yumakları
bol şekerli pastorize süt
kırık mı kırık kaburgalar
kuş tüyleri kanlı
bir parça ciğer
bir güneş yanığı gibi bir parça
kahverengisi koyu bir keder
üzerinde ardarda silgi izleri
kıvranmıştı bir kalabalığın köşesine
tırnaklarını yalıyordu ıpıslaktı
topuklarını işittim aç gibiydi
sokaklar daha da açtı
kaç bu köşelerden kedicik dedim
kaçmadı ıpıslaktı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)